Yıllar önce, orta okuldayken, otobüsle iki aktarmalı şekilde okula giderdim. İlk aktarmanın son durağı, otobüsün hemen hemen %80’inin indiği Kayseri meydanındaki duraktı. O gün her gün gibi sıradan bir gündü. Otobüs tıklım tıklımdı ve insanların yüzünde yastığında kalan uykularının yaşlılığı andıran izleri vardı. Öğrenciler, öğretmenler, işçiler…

Derken bir şey oldu ve otobüs durması gereken Meydan durağında durmadı, yoluna devam etti. Tüm otobüs uykusundan uyandı ve koro halinde bağırmaya başladı. Şoföre neden durmadığına dair çığlıklar atmaya başladı. Derken şoför unutamadığım o cümleyi kurdu: “Kardeşim, madem ineceksiniz düğmeye basın.”

Otobüsün %80’inin ineceği bir durak için kimse o gün düğmeye basma gereği duymamıştı. Çünkü hep başkaları basıyordu.

İknanın Psikolojisi’ni okurken (s.162) bu durumun psikolojide “diffusion of responsibility” adında bir karşılığı olduğunu öğrendim. Yani “sorumluluğun yayılması”. Yapılan araştırmalar ortamdaki kişi sayısı arttıkça sorumluluk alma eğiliminin azaldığını ispatlıyor. 38 görgü tanığı olmasına rağmen kimsenin polisi aramadığı 13 Mart 1964 tarihli Genovese cinayetinden sonra psikologlar bu durumun toplumun duyarsızlaşmasından kaynaklanmadığını ispatlamış oldu. Ölen öldü tabi, orası ayrı.

Geçenlerde radyoda “Kan grubu ihtiyacı. Kan grubu fark etmez.” minvalinde bir duyuru işitince aklıma bu olay geldi. Eğer insanlardan bir şey isteyecekseniz insanların kendilerini sorumlu hissetmesini sağlayacak bağlar kurmanız gerekiyor. Kan isteyecekseniz ihtiyacınız olduğundan daha fazla detay vermeniz gerekiyor. “Kan grubu fark etmez” yerine “A+ kan grubuna sahip 18-35 yaş arası erkek kanına ihtiyaç var” deseniz daha çok talep alma ihtimaliniz yüksek.

İşte bu, iletişimi insanlık namına kullanmanın bir örneğidir. Belki de bir günah çıkarmadır.